• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Prof. Dr. Menderes Coşkun - Makaleler 
Kur'an'a Göre Hz. Adem ve Yasaklı Meyve




KUR’AN’A GÖRE HZ. ÂDEM VE YASAKLI MEYVE


Allahü Teala, Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı, yani insanoğlunu “cüz’i irade”[1] sahibi, “akıllı varlıklar” olarak yaratmış ve onları cennetine koymuştur. Cennette onlara şöyle demiştir:[2]Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”[3] Allah, Âdem’i şeytanın vesveselerine karşı da uyarmış, “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra bahtsız olursunuz.” demiştir.[4] Nitekim bir zaman sonra, şeytan Hz. Âdem’e: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”[5] demiş ve söz konusu ağacı işaret etmiştir. Daha sonra şu sözlerle onların akıllarına girmiştir: “Rabbiniz size bu ağacı melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”[6]Ben sadece size nasihat ediyorum.[7] Görüldüğü gibi şeytan, Hz. Âdem ve eşine “sağdan yaklaşmış”, onu melek olma ve cennette ebedi kalma vadiyle aldatmıştır. Hz. Âdem, hikmetini bilmediği bir emir konusunda Allah’a itaatsizlik etmiş, cennetteki birçok nimetin yanında yasak ağacın meyvesini de yemiştir. Bu "ağaç" kavramına "istiareli anlamlar" yüklemek doğru değildir. Çünkü bu kavram Kur'an'da gerçek anlamıyla kullanılmıştır. İlgili ayetlerde, bu kavramın istiareli olarak kullanıldıklarına dair bir işaret yoktur. Bir metne dışarıdan anlamlar dahil etmek doğru değildir. İstiareli anlam metnin içine ancak müellifi tarafından dahil edilebilir. Yazar (müellif, mütekellim), bir kelimeyi istiareli olarak kullanıp kullanmadığını okuyucuya belirli karinelerle hissettirir. 

Şeytanın, Hz. Adem ve Havva'yı söz konusu meyveyi yemeye teşvik etmekten maksadı, onların vücutlarında saklı olan ve kendilerinin daha önceden farkında olmadıkları avret yerlerinin kendilerine de görünmesini sağlamaktır.[8] Çünkü Hz. Âdem ile Havva, cennette yiyeceğe, giyeceğe, sıcaktan ve soğuktan korunmaya ihtiyaç duymayacak bir vücut yapısına sahip olarak yaşamaktaydılar.[9] Onların kaderlerini bilen, yani onların yasaklı ağacın meyvelerini yiyeceklerini, sonra dünyaya gönderileceklerini bilen Allah, onların vücuduna def-i hacet yerlerini gizlemişti. Bunu, ateşten yaratılan ve insanın gizli hallerine vakıf olan Şeytan da biliyordu.

Şeytan'ın vesveselerine aldanan Hz. Âdem ve Havva, “melek olma” ve “cennette ebedi kalma” düşüncesiyle yasaklı ağacın meyvesinden yerler. Ancak meyveyi yediklerinde, başlarına garip bir hal gelir; vücutlarındaki def-i hacet yerleri görünmeye başlar.[10] Vücutlarındaki bu ani değişim onları şaşırtır, cennet yapraklarıyla avret yerlerini örterler.[11] Bu konuda Allah, Ta-Ha suresinde şöyle der: “Biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir azim/kararlılık bulmadık.”[12]

Rabbimiz onlara “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?” der.[13] Kendisine sağdan yaklaşan Şeytan’ın vesveselerine aldanan ve hikmetini bilmediği bir konuda Allah’ın bir emrine uymayan Âdem, bundan derin bir pişmanlık duyar ve vahiy yoluyla Rabbinden birtakım kelimeler öğrenir; eşiyle birlikte bu kelimelerle Rabblerine istiğfar ederler, Allah da onların tevbesini kabul eder.[14] 

Ancak olan olmuştur, Şeytan, Âdem ile Havva’nın “ayaklarını kaydırmış” ve onları içinde bulundukları konumdan çıkarmıştır.[15] Allah onların hepsini cennetten çıkarır. Onlara şöyle der: “Birbirinize düşman olarak (oradan) inin. Siz yeryüzünde bir zamana kadar barınacak ve nimetlerden yararlanacaksınız.[16]“Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkartılacaksınız.”[17]

Allah ayrıca onlardan hidayeti ve doğru yolu talep etmelerini ister. Şöyle der: “Tarafımdan size bir hidayet gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” [18] “Kim benim hidayetime (yol göstericime) uyarsa, artık o, ne dalalete düşer ne de bedbaht olur.”[19]

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın Duası

Mümin kullar, hatalarını fark edince, kafir ve münafıkların aksine, nefislerine yan çıkmazlar, kendilerini aklamaya çalışmazlar hemen istiğfar ederler.[20] Hz. Âdem ve eşi de öyle yapmıştır. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın duasında hatayı hafife alma laubaliliği yoktur; “haşyet” (korku), “pişmanlık” ve “teslimiyet” vardır:

 “Biz Kendi Kendimize Yazık Ettik, Zulmettik…”

 

İkisi birlikte şöyle dediler: “Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik.

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا

Eğer bizi affetmezsen ve bize merhamet etmezsen

وَ اِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَ تَرْحَمْنَا

Şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz.

(A’râf 7/23, s. 152)

لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖینَ

 

Ġâlê                rabbe-nê         ẓalem-nê      enfüse-nê         

İkisi dediler     Rabbimiz          zulmettik         nefislerimize    

ve   in    lem teğfir le-nê           ve terḥam-nê             le-nekûnenne

ve eğer bizi bağışlamazsan      ve merhamet etmezsen            kesinlikle oluruz  

mine ’l-hâsirîn

hüsrana uğrayanlardan

 

İnsanın Kendi Nefsine Zulmetmesi Ne Demektir?

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın duasında geçen “nefislerimize zulmettik” ifadesi önemlidir. Bu ifadeyi daha sonra Hz. Musa, Hz. Yunus ve Belkıs da kullanmıştır. Mesela Hz. Musa bir gece iki kişinin kavga ettiğini görür, bakar ki kavga edenlerden birisi kendi kabilesinden. Ona yardım eder, diğerine bir yumruk atar. Ancak bu yumruk, adamın ölmesine sebep olur. Sonra bakar ki yardım ettiği kişi, iyi bir insan değil, kavgacı, azgın bir insan. Pişman olur, tevbe eder. Nefsine zulmettiğini söyler. Ancak hatayı yapmıştır. Bundan dolayı Mısır’dan kaçmak ve bir süre çile çekmek zorunda kalır.

Kendisine verilen akıl ve irade sayesinde meleklerden daha yüksek mertebelere ulaşma imkanı verilen insanoğlunun, bu imkanı değerlendirmemesi, isyan, günah ve hatalarla kendisini hayvandan daha aşağı seviyelere indirmesi, onun kendi kendine yaptığı bir zulümdür. Kur’an’da Allah’ın emirlerine uymama, “günah” ve “hata”, insanın kendi kendine yaptığı bir zulüm olarak tanımlanmıştır: “Onlar (günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri zaman sana gelip de Allah’tan mağfiret dileselerdi ve peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, şüphesiz Allah’ı Tevvab ve Rahîm olarak bulurlardı.” (Nisa 4/64, s. 87). “Onlar, çirkin bir günah işlediklerinde ya da nefislerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.” (Âl-i İmrân, 3/135). 

Allah’ın emirlerine itaat etmeme, takvadan uzaklaşma, insanın başına musibetler getirir. Bazı ayetlerde “Biz size zulüm etmiyoruz, siz kendi kendinize zulmediyorsunuz.” denilmektedir (A.İ. 3/117, s. 64). Allah, Kur’an’da “Musibetler, sizin hatalarınızdan dolayı başınıza gelmektedir” demektedir (Ali İmran 3/165, s. 70).

Hz. Âdem ve Havva da cennette imanlı ve ahlaklı bir hayat yaşarlarken bir gün şeytanın vesvesesi ile kendi heva ve heveslerine uydular, takvalı hallerini muhafaza edemediler. Cennette ebedi kalma isteğiyle cennetin sahibine itaatsizlik ettiler, böylece kendilerini cennetten mahrum ettiler; kendi kendilerine zulmettiler, ancak hatalarını fark edince tekrar şeytana ve nefislerine değil Allah’a yöneldiler, istiğfar ettiler ve düştükleri bu durumdan kurtuldular.

Allah’ın Hz. Âdem ve Havva’ya Yaptığı Uyarılarla Onların Kaderleri Arasındaki İlişki

Allah’ın başlangıçta Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya yaptığı uyarılar daha sonra onların başına tek tek gelecektir. Bu uyarılar içinde geçen şu kelime veya ibareler, onlar için adeta “kader kelimeleri”dir: (1) “Ağaca yaklaşmayın”; (2) “Şeytan sizi aldatmasın”, (3) “cennetten çıkarmasın”, (4) “zalimlerden olursunuz”, (5) “sonra bahtsızlardan olursun.”

Allah’ın bu uyarıları çerçevesinde gün gelecek, Şeytan onları “aldatacak”. Onlar cennette o kadar nimetin yanında yasaklı ağaca da “yaklaşacaklar”, yaklaşınca onun meyvesinden yiyecekler, yiyince “muhtemelen” def-i hacet ihtiyacı hissedecekler ve avret yerleri ortaya çıkacaktır. Bu hatalarından dolayı “cennetten çıkarılacaklar”dır. Böylece kendi kendilerine yazık edecekler, “şaki” veya “bahtsız” olacaklardır.

Allah, ilm-i sübhanisiyle (kusursuz ilmiyle) Hz. Âdem de dahil bütün insanların ne zaman hangi ameli işleyeceklerini, hangi amelleriyle sevap kazanacaklarını, hangi amelleriyle kendilerine zulmedeceklerini, sevaplarını heba edeceklerini bilmektedir.[21] Allah’ın bütün insanların kaderlerini bilmesi, onların kendi iradeleriyle işledikleri günahları anlamsız hale getirmez. 

 

 



[1] “Cüz’i irade”,  insanoğlunun işlerinde, hal ve hareketlerinde kendi aklı ve iradesiyle “hayr”ı veya “şerr”i tercih edebilme yeteneği ve sorumluluğudur.

[2]Bakara 2/35, s. 5; A’raf 7/19, s. 151

[3] Bakara 2/35; bkz. A’raf 7/19.

[4] Ta Ha 20/117

[5] Ta Ha 20/120

[6] A’raf 7/20, s. 151

[7] A’raf 7/21

[8] A’raf 7/20, s. 151

[9] Ta-Ha 20/118, 119, s. 319: “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.” “Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın.”

[10] Belki de bu yasaklı meyve, cennetteki diğer meyveler gibi değildir; def-i hacet gerektiren, dünyaya ait bir ağacın meyvesidir. Bunu ancak Allah bilir.

[11] A’raf 7/22.

[12] Ta-Ha 20/115. Bu ayet, insanın tercihlerinin (onun cüz’i iradesinin) insanın kaderi üzerindeki etkisine işaret etmekte, İslamın kader anlayışının ne olduğu hakkında fikir vermektedir.

[13] A’raf 7/22

[14] Bakara 2/37; bkz. A’raf 7/23

[15] Bakara 2/36.

[16] A’raf 7/24; bkz. Bakara 2/37. “Birbirinize düşman olarak” ifadesi ile ilgili farklı yorumlar vardır. Bu ifadeyle, Hz. Adem’in müstakbel çocukları, yani insanoğlunun birbirine bitmeyen düşmanlıkları da kastedilmiş olabilir; Hz. Adem (insanoğlu) ile şeytan arasındaki bitmeyen düşmanlık da kastedilmiş olabilir. Bu yorumların her ikisi de kastedilmiş olabilir.

[17]A’raf 7/25, s. 151.

[18] Bakara 2/38

[19] Ta Ha 20/123

[20] Bakara 2/37

[21] Nitekim mülk suresinde “Yaratan, yarattığını hiç bilmez mi?” denilmektedir. Allah, bütün varlıkların kaderini bilmektedir.

  
22392 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın