• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Prof. Dr. Menderes Coşkun - Makaleler 
Peygamber Duaları: Hz. Eyyub'un Duası

PEYGAMBER DUALARI

 

HZ. EYYUB’UN PEYGAMBERANE DUASI

 

 

Hz. Eyyub Kur’an’da “Allah’a çok yönelen” “güzel bir kul” olarak tarif edilir (Sad-21/44). Bütün peygamberler ve müminler gibi Hz. Eyyub da sıkıntılarla imtihan edilmiştir. Sıkıntıları artınca, tam bir teslimiyet içinde rabbine şöyle dua etmiştir: “Ya Rabbi, zarar ve sıkıntı bana dokundu. Ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

Duada edep, iman ve tevekkül vardır. Peygambere yakışan bir duadır. Hz. Eyyup, Allah’a durumunu arz etmiş, çare ve devayı O’na bırakmıştır. Duada elbette bir talep vardır. Fakat talep tasvirin içine gizlenmiştir:

 

Ve Eyyub’u (da an), o Rabbine nida ettiği zaman (şöyle dedi):

وَ اَیُّوبَ اِذْ نَادٰی رَبَّهُٓ

“Muhakkak ki zarar, sıkıntı, dert bana dokundu.”

اَنّٖی مَسَّنِیَ الضُرُّ

Ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin (Enbiya-21/83).

وَ اَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖین

Bunun üzerine biz onun duasını kabul ettik.

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ

Ondaki hastalıkları giderdik.

 فَكَشَفْنَا مَا بِهٖ مِنْ ضُرٍّ 

Ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini verdik

وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ

Katımızdan bir rahmet olarak

رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا

Ve ibadet edenler için bir öğüt olarak

(Enbiya-21/84, s. 328).

وَذِكْرٰى لِلْعَابِدٖينَ

Ennî messe-niye ’ḍ-ḍurru ve ente erḥamü ’r-râḥimîn

 

 

“Şeytan, Bana Yorgunluk ve Azapla Dokundu.”

Hz. Eyyub, üzerine bir yorgunluk ve bir azap (hastalık, sıkıntı vs.) çökünce, bunun şeytandan olduğunu düşünür ve durumunu Allah’a arz eder. “Şeytan, bana yorgunluk ve azapla dokundu.” der. Duayı kabul eden Allah (c.c.), Hz. Eyyub’a aradığı şifanın ayağının altında olduğunu söyler. Ayağıyla yeri eşmesini, oradan soğuk ve temiz bir su çıkacağını, onu içmesini ve onunla yıkanmasını öğütler:

 

Ve kulumuz Eyyub’u hatırla ki o Rabbine şöyle nida etmişti:

وَ اذْكُرْ عَبْدَنَا اَیُّوبَ اِذْ نَادٰی رَبَّهُٓ    

“Şüphesiz şeytan bana yorgunluk ve azapla dokundu.” (Sad-38/41).

اَنّٖی مَسَّنِی الشَّیْطَانُ بِنُصُبٍ وَ عَذَابٍ

[Allah ona şöyle buyurdu:]

“Ayağınla yere vur, onu eşele!

اُرْكُضْ بِرِجْلِكَ

İşte yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su.” (Sad 38/42, s. 454)

هٰذَا مُغْتَسَلٌ وَشَرَابٌ بَارِدٌ

Ennî messe-niye ’ş-şeyṭânü bi-nüṣubin ve ‘azêbin

               

Hz. Eyyub, Başına Gelenlerden Dolayı Neden Şeytanı Suçlamıştır?

Hz. Eyyub’un duasının içerdiği bilgilerden birisi, dünyadaki hastalıkların, şerlerin ve kötülüklerin sebeplerinden birisinin şeytan olduğudur. Gerçekten de insan, şeytanın telkinleriyle sonu şer olan fiiller yapar. Bu fiiller, maddi ve manevi sıkıntılara sebep olur. Nitekim Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın cennetten çıkartılmasının sebebi şeytandır. Hz. Âdem, şeytanın telkini ile cennete ebedî kalma arzusuyla yasak ağacın meyvesini yemiştir. Zelleye düşmüştür.

Hz. Musa’nın bir kavgaya karışmasına ve yanlışlıkla bir insanı öldürmesine sebep olan, şeytandır. Görüldüğü gibi şeytan, müminlerin zelleye düşmesine, dünyada sıkıntı çekmesine sebep olabilir. Kasas suresinde bu durum şöyle anlatılmıştır: “Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır.” dedi.” (Kasas-28/15, Bkz. Halil Altuntaş, Muzaffer Şahin (2011), Diyanet İşler Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Meali, Diyanet İşler Başkanlığı Yayınları, s. 426).

Hz. Yusuf’la kardeşlerinin arasını açan şeytandır. Şeytan, Yusuf’un kardeşlerini aldatmış, onlara kötülüğü süsleyerek iyi göstermiştir. Yusuf’un kardeşleri “Şimdilik bu kötülüğü yapalım, sonra iyi insanlar oluruz.” diyerek kendi kendilerini aldatmışlardır. Kötülük yaptıkları kişinin tek kusuru vardır: İyi olmak ve sevilmek. Bu durum Yusuf suresinde şöyle anlatılmaktadır:

Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz hâlde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.” (Yusuf-12/8-9, Bkz. Halil Altuntaş, Muzaffer Şahin (2011), Diyanet İşler Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Meali, Diyanet İşler Başkanlığı Yayınları, s. 255).

Yusuf ise zayıfken değil, güçlü olduğu zaman, kardeşlerini affetmiş ve kardeşlerini kötülüğe yönlendiren şeytanı suçlamıştır: “Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu.” (Yusuf-12/100, Halil Altuntaş, Muzaffer Şahin (2011), Diyanet İşler Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Meali, Diyanet İşler Başkanlığı Yayınları, s. 265). İnsan her ne kadar şeytanın telkiniyle yanlışlar yapsa da bu yaptığı yanlışlardan kendisi sorumludur.





SEFİH, GÜÇLÜ VE ZALİM BİR KAVME PEYGAMBER OLAN HZ. HUD VE DUASI

 

Kur’an-ı Kerime’e göre Hz. Hud, Ad kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Bu kavim zalim, zorba ve zengin bir kavimdir. Mal, mülk, zenginlik onları imandan ve ahlaktan uzaklaştırmıştır. Eğlenceye düşkündürler. Sağlam binalar inşa etmişler, yüksek yerlere eğlence mekanları yapmışlardır. Kavminin en emin ve en dürüst kişisi olan ve peygamberlik vazifesi kendisine verilen Hz. Hud, zalim ve sefih insanları imanlı ve ahlaklı olmaya çağırmış, onlara şunları söylemiştir:

“[Bu kadar inkar, günah, yalan, zulüm, aldatma!] Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız? (Şu’ara 26/124, s. 371)

“Şüphesiz ben size gönderilmiş emin bir peygamberim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” (Şu’ara 26/125).

“Ben sizden bir iyilik/ücret/karşılık istemiyorum (Yani ben dünyevi bir menfaat/iktidar peşinde değilim). Benim mükafatım ancak âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir.” (Şu’ara 26/127).

Hz. Hud, yıllarca kavmini imana ve ahlaka davet etti; onlara Allah’ın nimetlerini hatırlattı; onları azapla korkuttu: “Ben size dehşetli bir azabın geleceği günden korkuyorum.” (Şu’ara 26/135) dedi. Fakat onlar inanmamayı tercih ettiler. Günah, eğlence, azgınlık, haksızlık onlara daha güzel göründü. Hz. Hud’a: “Sen bize nasihat etsen de bir, etmesen de bir, dediler.” (Şu’ara 26/136). İmandan ve ibadetten kaçmak için bahaneler ürettiler. “Bunlar, eskilerin adetlerinden başka bir şey değildir.” (Şu’ara 26/137) dediler. Günümüzde de aynı tipte insanlar, yani açıktan inkarcılar ile gizli inkarcılar (münafıklar), aynı bahanelerle kendilerini ahlaktan ve cennetten uzak tutmaktadırlar; irşat ve ıslah için çalışan kişileri sahtekarlıkla suçlamaktadırlar.

Diğer kavimler gibi Ad kavmi de hakka ve hakikate değil; zenginliğe, şatafata, güce taptılar. Zengin ve güçlü olunca haklı olduklarını düşündüler. Kendilerine bir azabın isabet edebileceğini hiç akıllarına getirmediler. “Bize kimse azap etmez.” (Şu’ara 26/138) dediler.  Fakat onlar da helak olmaktan kurtulamadılar (Bkz. Şuara 26/139, s. 372).

Hz. Hud, inkarcıların çokluğu, zenginliği ve zorbalığı karşısında ümitsizliğe düşmedi; iyi insanların zulme maruz kalması onu bir takım şüphelere sevk etmedi; her şeye hükmeden Allah’a tevekkül etti ve daima şöyle düşündü ve şöyle söyledi:

 

“Rabbim, ne yapıyorsa mutlaka doğrusunu yapıyordur. Ben Allah’a Güvendim; Her Şeyin Dizgini O’nun Elindedir”:

 

 

Muhakkak ki ben, benim ve sizin rabbiniz olan Allah’a güvendim, dayandım.

اِنّٖی تَوكَّلْتُ عَلَی اللهِ رَبّٖی وَ رَبِّكُمْ

Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki Allah onun alnından (perçeminden) tutmasın (onu hükmü altına almasın)!

مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِیَتِهَا

Muhakkak ki Rabbim doğru bir yol üzerinedir (Yani yaptığı ve olmasına izin verdiği her şey, doğrudur.” (Hud 56/227).

اِنَّ رَبّٖی عَلٰی صِرَاطٍ مُسْتَقٖیمٍ

İnnî tevekkül-tü  ‘alê ’llâhi rabb-î ve rabbi-küm; mê min dêbbetin illê hüve êḥızün bi-nêṣıyeti-hê; inne rabbî ‘alê ṣırâṭın müsteġîmin

  
750 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın